Efra & Erva Öyküsü


Efra ve Erva ilginç bir şekilde Efra'nın merakı üzerine tanışan iki kişidir. Efra'nın bu merakı sonucunda yavaş yavaş sohbete koyularak birbirlerini görmeden kaynaşmaya başlarlar...

İlk başta bu konuşmalar çekinerek devam eder... Efra ve Erva saklarlar kendilerine aitleri... Daha sonra farketmeden her gün konuşmaya başlarlar... Aylar geçer ve çekinerek karşılıklı alınan telefon ile görüşmeler başlar...

Artık iyice kaynaşılmıştır... Aileler de isimler dolaşmaya başlar... "Efra böyle yapmış", "Erva şunu dedi" cinsinde cümleler gün geçtikçe çoğalmaya başladı... Ve o büyük gün... İlk defa görüşecekleri o saatler... İki aile de de şüpheler vardır... Ya o değilse?? Aman dikkatli ol!!!.. Efra'nın ilk defa tarif edilerek gittiği yerdir... Bunlara rağmen kararlaştırılan saatte orada buluşulur... İlk heyecan, ilk karşılaşma, çekingenlik ve ilk sohbet....

Birinci, ikinci, üçüncü buluşma derken Efra ve Erva artık ayrılmak ikili olurlar... Sürekli birbirlerinden haberdar bir şekilde hayatlarına devam ederler... İkisi de okula gittiği için birbirlerine ders konusunda da moral verirler... Her sınavda karşılıklı dualar edilir... İyi dileklerde bulunulur...

Vakti gelir hiç umulmadık anda gülme krizlerine girerlerdi Efra ve Erva... Bilgisayar başında onları görenler "Yine mi siz gülüyorsunuz?" cümlelerini sarf ederlerdi... Her an birlikte planlar yapmakla geçerdi Efra ve Erva'nın... Üniversiteler ayrı, oturulan bölgeler ayrı ama her daim birlikteydi düşünceleri... Gündüz, gece, akşam, sabah hiç farketmiyordu Efra ve Erva için sürekli birbirlerine ulaşabiliyorlardı... Her mutluluğu her olayı anlatma sevinci vardı içlerinde... İlk birbirlerine duyurmak isterlerdi...

Efra ve Erva gün geçtikçe diğer okul arkadaşlarıyla birbirlerini tanıştırmaya başladılar... Sürekli buluşma planları yapıyorlardı... Her gün görüşseler yanlarına kârdı... Gün geçtikçe dostluk bağları kıskanılacak duruma geldi... "Maşallah, Aman nazar değmesin" cümleleri söylettirildi...

Bir sürü ortak noktaya sahipti Efra ve Erva... Karşılıklı şaşırma noktasına gelirdi bazı durumlarda... Her zorluk birlikte atlatılır olaylara hemen çözüm bulunur ve moraller düzeltilirdi... Efra ve Erva adeta birbirlerinin psikologu olmuşlardı ... Her kötüden bir iyi buluyorlardı... Böylelikle mutlu oluyorlardı...

Gönüllerde daha çok kişi ama artık 3 kişiydi Efra ve Erva... Artık gezilerine biri daha dahildi... Mutlulardı... Sürekli birlikte vakit geçirirlerdi... Erva'nın internet yasağına telefon yetişti... Artık Erva'ya sürekli telefondan mesaj atılırdı Efra tarafından... Bu sefer daha rahatlardı her zaman görüşebiliyorlardı... Efra ve Erva mutluydu yine...

Gel zaman git zaman tanışmaları 7 seneyi buldu... Efra ve Erva'nın daha çok hayali vardı geleceğe dair... Her seferinde tekrarlıyorlardı... 7 sene boyunca o kadar güzel şey paylaştılar ki, o süre zaafında belki de 3 kere ufak kırgınlıklar yaşadılar hemencicik düzelir cinsten...

Taa kii 2009'un başında başlayan ufak tatsızlık ile... Ufak tatsızlık belki de Efra'nın çok büyütmesi ya da Erva'nın olmayacak bir davranışı yapmasından dolayıydı... Karşılıklı soğukluk başladı... Erva'nın sevincini Efra ile en güzel sadece bir sefer yaşanılacak bir olayı paylaşmamasındandı tüm olay... Erva her seferinde bir bahane buluyordu görüşmelere dair... Okul en önemli faktördü... Sınavlar bitiyor, hastalık başlıyor, hastalık bitiyor misafirler geliyor, misafirler gidiyor başka olaylar çıkıyor... Sürekli bir bahane havaları esiyordu... Artık eskisi kadar görüşmüyordu o kıskanılan arkadaşlığa sahip olan Efra ve Erva... Her dakika görüşen kişiler artık 2-3 günde bir görüşmeye daha sonra haftada görüşmeye başladılar...

Efra ve Erva orta yolu bulmaya çalıştıkça bir türlü olmadı... Zorladılar kendilerini... Birazcık daha az görüşmeye başladılar... Artık sadece üçüncü arkadaş ile görüşülüyordu... Ancak ondan haber alınıyordu...

Gün geçtikçe karşılıklı bahaneler artmaya başladı... 1 ay boyunca hiç ama hiç görüşülmedi... En ufak bir mesaj bile atılmadı... Artık ne yaptıklarına dair hiçbir şeyden haberi yoktu... En sonunda Efra tarafından mesaj atıldı... Tartıştılar... Artik birbirlerine karşı kırıcı olmaya başladılar... Geçen güzel günlerin hatrına yavaştan konuşmayı bitirmeye başladı Erva... Bitirişi yaparken daha çok incitti Efra'yı...

Ve artık Efra ve Erva arasında bi bağ olmadığı ortaya çıktı... Karşılıklı incildiler, kırdılar... Ve de artık yollarını ayırdılar...

Özenilerek bakılan Efra ve Erva dostluğu olmayacak meseleler yüzünden son buldu...

Gittim, Gezdim, Gördüm, Geldim ve Yayınladım ...

Herkese tekrardan selamlar...

Sesten gürültüden uzak... Binaları ve gökyüzünü gördüğümüz İstanbuldan epeyi bir farklı olarak gözünün alabildiğince yeşil ortamı bulutlarla birleştirerek görebildiğin... Oksijeni içine huzurla çektiğin... Telefonun, televizyonun var ama yok olduğu... Yaşlı insanların senden dinç olduğunu gördüğün... Uçsuz bucaksız PaPaTya ve Gelincik tarlalarının olduğu... Ocakta pişirilen ekmeğin tadı... Buz gibi suların olduğu... İstanbulda 1 sene boyunca duymadığımız gökgürültüsü ve şimşeği 1 gecede duyduğun... Yağmur sesini bu kadar yakın duyduğun ve toprak kokusunu içine çektiğin... Her daim kuş seslerini duyduğun... Güneşin doğuşunun ve batışının muazzam görüntüsü eşliğinde geçirilen 12 gün...

Uzun uzun anlatmak istiyorum idim neler yaptığımı, ama fotoğrafları seçmeye başlayınca epeyi zorlandım. Bundan dolayı bu seferlik ben susacağım fotoğraflar konuşucak... Fotoğrafları yüklemek epeyi uzun sürdü. Yerleri karışmış yuklenirken tekrardan düzeltmeye kalkışırsam işin içinden çıkmak epeyi güçleşiceği için hiç dokunmadan karşınızda... Uzun bir fotoğraf dizisi sizi bekliyor baştan söylemesi :) İyi seyirler...































































































CafCaf'lı Günler...



CafCaf Mizah Dergisiyle başlayalım. Benim abimden, abiminde arkadaşından duymuş olduğu mizah dergisi. Abim abone olduğu için okuduktan sonra bana getiriyor. Bende böylelikle tanışmış oldum. Özellikle şuanda Hamza bölümünü seviyorum :) Dergi hakkında ayrıltılı bilgiye Cafcaf bölümünden ulaşabilirsiniz.

Gelelim CafCaf konusunda. Geçenlerde dedeme (annemin babası) gittik. Otobüste dergi bana eşlik etti. Talihsizlikle karşılaştık dedem dışarıya çıkmış, dayımda evde olmaması nedeniyle ve de kimseyi orada tanımamız nedeniyle dışarıda kaldık :) Dedemi yaklaşık 1,5 saat gibi süre bekleme zamanında derginin olmasına daha da şükrettim. Oturdum onu okudum. Annemde yanımda bekledi :P Özellikle dediğim gibi Hamza bölümünü çok sevdim. :)


Bi de kediler nankör derler. 1,5 saatte bizi karşılayan miyav miyav yanımızda bekleyen dayımın kedisiydiii :)

***



Geçen hafta ablam bize geldi. Ablamla birlikte yeni açılan Neomarin Alışveriş Merkezine gittik. Ben bir sefer gitmiştim ama tam keşfedememiştim. Bu sefer keşfettim tam anlamıyla :) Aşırı sakindi veya biz hafta içi gittiğimiz için bize öyle geldi ya da şanslıydık diyelim.

Neomarinde özellikle hoşuma giden 1 kolidorun duvarında fotograf çerçevelerinin olması...
“Denizden Bogaziçi” Fotograf Sergisi bölümünde fotograflar var. Fotograflar ise Alptekin Baloğlu'na aitmiş. Kısaca bilgi verilmesi gerekirse:

Alptekin Baloğlu; Uluslararası ve ulusal yarışmalarda 47 ödülü bulunmaktadır. 2005 yılında İspanya'da yapılan ve Türkiye'nin ilk kez katıldığı “10. Dünya Sualtı Fotoğraf Şampiyonasında” 25 ülkeden 50 fotoğrafçının arasından, balık kategorisinde Altın madalya alarak Dünya Şampiyonu olmuştur.


Ayrıca alışveriş merkezinde belli yerlerde sergi salonları var. Fotografını çektim sizlerle paylaşmak için ama pekte ilgimi çekmedi. Daha farklı seyler olabilirdi neyse :p



***

Geçen gece nette oturuyordum elektrikler gitti. Ki ben gündüz uyuduğum için o gece uykum gelmedi. Oturdum resim çizdim ama yamuk olmuş beğenmedim :p Ondan paylaşmayacağım :p O arada resim defterimi alırken arkadaşlarımdan gelen güzel sözlü mesajları bir ara yazıyordum o defterimi gördüm foto olmazsa olmaz di mi? :)

En kısa zamanda inşallah bi aksilik olmazsa gezim olucak. O zaman bol bol fotograflarla karşınızda olucam... Blogumu da tembellikten bakmıyorum :p Çok tembelim çok hadin görüşmek üzeree...

Bi An...

Tembeller abidesinden kocaman selamlar efenim. Bu aralar sürekli evde olduğumdan dolayı epeyi tembelliğe alışmış bulunmaktayım. Ama haftada 3 tane film izliyorum. Bir ara onlar hakkında yazı yazmayı düşünüyorum... Evet evet düşünmek yetmiyor icraat lazım bakalım kısmet...

Necla ile Çocuk Esirgeme maceramızı anlatmıştım. Yine gitmek istemiştik ve randevu almıştık, yeni tarihimiz 5 Mayıs 2009... Ama Necla'nın iş yerinden izin alamaması sebebiyle Zehoş ile gitmeye karar verdik...

Zehoş ile buluştuk komik bi minibus macerasından sonra çocukların yanındaydık. Ben geçen gittiğimiz gruba gitmek istiyordum ama onların başka faaliyet zamanlarıymış. :( Ondan başka çocukların yanına gittik. Niyeyse ben ilk gittiğim grubu ayrı bi sevmişim söylemeden geçemeyeceğim...

Zehoş bi kız çocuğuyla acayip iyi anlaştı. Artık onun manevi kızı Hafize... Bilmiyorum ama bir kitabı kaç kere okudukları belirsiz. En son baktığımda kız kucağında yatmış, Zehoş'ta ona kitap okuyordu. Ve "Anne" diye sesleniyordu... Ayrılmaları birazcık üzücü oldu, yarım saatlik sürede acayip alıştılar birbirlerine...

Oradan çıkışta Kadıköy'den taşınan Salı Pazarına hiç gitmemiştim. Oraya gitmeye karar verdik. Bir güzel pazar turu yaptık. Kısacası ilgi alanımız olmayan bütün tezgahlarda vakit geçirdik. Evet evet yanlış duymadınız oyuncakçı tezgahından tül, iplik, örtü satan bütün tezgahlara kadar... Taç aldık ama ben kendime almadım itiraf ediyorum, bileklik aldık ve daha başka şeyler işte...





Artık yorulmuştuk ve de Zehoş'u engellemekte güçlük çektiğim için pazardan çıktık... Bilge Adam'dan almam gereken bir sertifikam daha olduğu için gidip gitmeme arasında kararsız kaldım... O kadar gitmişken gitmem gerektiğini düşündüm... Zehoş Hanım'dan o nacizane sözleri duydum... "Hadi yakın buraya Kadıköy yürüyelim..." Ben oradan hiç bilmediğim için iyi madem yakın dediler sana yürüyelim dedim... Ve üzeriimde onun yüzünden giymiş olduğum kabanım var. 3 poşette pazardan aldıklarımız ve de güneş var... Yürüdük, yürüdük, yürüdük ve yine yürüdük...


Yürüyüşümüz esnasında bi arkadaşın adı geçti ve onu aradık ki o da Kadıköydeymiş. Ki ben 1 ay aradan sonra Kadıköy'e gidiyordum... İyi o zaman bekle az yolumuz kaldı geliyoruz, görüşelim dedik ki keşke demez olaydık(m)... Aman Allah'ım o nasıl bir davranıştır... Bir insan 180 derece nasıl bir dönüş yapabilir aklım hala almıyor... Birazcık yürüdük az banklarda oturduk zannedersiniz ben onla yeni tanışıyormuşum gibi geldi... Yani o derece soğuk... Ve de en yakınımız dediğimiz kişi... Bi an biz niye buradayız ki sorusu geldi aklıma... Zehoş'un "İşim var gitmemiz gerekiyor" demesini büyük bir merakla bekliyordum... Çok şükür ki beklediğim kelimeleri duydum ve onayladım... Evet evet gidelim... O kadar sıkılmıştım ki artık etrafı izliyordum. Bir ara farkettim ki elimdeki poşetlere öyle sarılmışım ki... Çok şükür ayrıldık, moralim bozulmadı desem yalan olur...

Güzel bir günü yaptığımız büyük bir hata yüzünden batırdık gibi oldu... Ama olsun bir insanın şartlar birazcıkta olsun farklı olunca nasıl değişebilidiğini öğrenmiş oldum(k)... Zaten davranışlar belliydi ama fırsatlar uyuşmamıştır belki diye düşünüyorduk buluşup görünce yok fırsatlar bahaneymiş görmüş olduk...

Böylelikle bir gün daha bitmiş oldu... İnşallah artık daha sonraki gezilerimizde daha farklı düşüneceğiz... Planlara dahil edilecek kişi sayısı malesef ki değişti...

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...

Bu arada ben Gelin Ayşe'nin blogunu okuyamıyorum :( Ve de merak ettim eklemeden geçemedim...

Herkese hayırlı günler...

Çocuklarla Başlayan Güzel Gün ve Devamı ...

Herkese selamlar efenim...

Liseden arkadaşımla geçenlerde bankada şans eseri karşılaştık. 2 sokak uzakta oturmasına rağmen bir türlü görüşemiyorduk. 4 Nisan da da doğum günü olması sebebiyle bugün için buluşma kararı aldık. Ama doğum gününden ziyade lise yıllarından beri olan hayalimiz Çocuk Esirgeme Kurumuna gitmek için günü kararlaştırdık. Nihayetinde gün geldi ve de bugün çocuk esirgeme kurumuna gittik. :)



4-5 yaş grubuyla yarım saatlik bir vakit geçirdik. Ama maşallah hepsi zehir gibiydi... Ve de sanki hep tanıyormuşuz gibi kapıdan girer girmez bacaklarımıza sarıldılar... Hemende isimlerimizi öğrendiler Elifff Ablaaaaaa, Necla Ablaaaaaa ... İlk sordukları soru "Tekrar gelicek misiniz?" oldu. İnşallah dedik. Ama çok şekerlerdi. Tabii benim isim karıştırma olayım oldu sürekli.

- Sen Zeynep'tin di mi??
- Hayır Zeynep o, ben Aysun
- Aaa evet öyleydi :)

**

- Sen Fırat'tın bildim di mi? :)
- Evet ben Fırat'ım hehe :)

şeklinde gülücükler oluştu yüzlerinde. Ama çocuklar büyükleri parmaklarında oynatıyorlar bu bi gerçek. :)

Birlikte kağıttan resimleri kestik. Sonra onlara başka şeyler yapıştırdık ve süremizin bittiğini öğrendik...

Ama bazı şeyleri de düşünmeden geçemedim... Acaba bu çocuklar niye buradaydı? O kadar çok evlat sahibi olmak isteyenler varken bazıları ise ellerindekinin kıymetini bilmeden başkalarına bırakiyorlar...Oysaki hepsi birbirinden zeki çocuklar. Ne bakımdan anne-babaların buralara bıraktığını merak ettim!! Hatta bazılarının ailesi ziyarete geliyormuş! Ama çocukları burada kalıyor... Üzücü... Aile sevgisi malesef göremiyorlar... Ancak öğretmenlerinden veya ziyarete gidenlerden... Ama çok iyi bakımları vardı. Hepsi tertemizdi... Oyun yerleri, yatakları falan hepsi çok ciciydi... Sadece gözlemlerim sonucunda bilgi sahibi olabildim. Ondan başka bir bilgim yok... Yanlışım varsa da affola...

İnşallah bundan sonraki hayatlarında hep mutlu olurlar ve güzel yerlere gelirler... Değişik yerlerde vakit geçirmek isteyenler için öneririm. Vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile... İnşallah en kısa zamanda bunu tekrarlayacağım...

Necla ile ÖSS zamanı gittiğimiz dershanemize uğradık. 2 hocamızı gördük onlarında gönlünü aldık ve de yemek bölümüne geçtik. Daha kahvaltı yapmadığımdan dolayı börek tercihim oldu çokta güzel göründü gözüme :) Ve de Necla ile hatırlamadığım bir zaman diliminde dondurmasına iddaya girmişiz ve ben kazanmışım. Bugün onu da ısmarlamış oldu...




Yazın geldiği çiçeklerin güzelliklerinden belli... Özellikle "lale" dönemini çok seviyorum. Geçen günü bende aldım, inşallah fotoları burada olucak bir dahakine...



Ve de son olarak NnevV fotograf yarışmasına katıldı. Hepinizin desteklerini bekleriz...

Ya da ...


Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim;

Ya kızacağım yağmura etrafı ıslatıyor diye,
Ya da seveceğim onu çiçeklerimi suladığı için...

Ya sıkılacağım param yok diye,
Ya da harcamalarımı planlayıp, müsriflikten uzak kalmaya çalışacağım...

Ya sızlanacağım bozulan sağlığıma,
Ya da hayatta olmayı kutlayacağım...

Ya içli içli sitem edeceğim anne babama, beni büyütürken
veremedikleri şeyler yüzünden,
Ya da onları yürekten seveceğim beni dünyaya getirdikleri için...

Ya sıkıntı basacak dikenli güllere katlanmak zorundayım diye
Ya da dikenlerin gülleri var diyerek umut dolacağım...

Ya kaybettiğim dostlar için yas tutacağım,
Ya da yeni insanlarla yeni dostluklar peşinde koşacağım...

Ya işe gitmek zorunda olduğum için mızırdanacağım,
Ya da gidecek bir işim olduğu için sevinç dolacağım...

Ya ev işleri yapmak eziyet olacak bana,
Ya da işlerini yaptığım o evde aklımı, ruhumu ve bedenimi
barındırabildiğim için minnettar olacağım...

Belki yeni şeyler öğrenmek istemeyecek canım,
Ya kızgın olacağım -öğrenmek gereken ne çok şey var- diye,
Ya da ufak tefek de olsa faydalı ne varsa öğrenmeye çalışacağım...

(Yazı: ? )
(Resim: ? )

Garfield Seçmeleri ...











İşte beni anlatan Garfieldler... Di mi Zehoş? :p