Suç...

Hikayemiz, HERKES, BİRİSİ, HERHANGİ BİRİ ve HİÇ KİMSE adlı dört kişi hakkında...

Yapılması gereken önemli bir iş vardı ...

HERKES, BİRİSİ’nin bu işi yapacağından emindi.

Gerçi işi, HERHANGİ BİRİ de yapabilirdi. Ama HİÇ KİMSE yapmadı...

BİRİSİ buna çok kızdı. Çünkü iş HERKES’in işiydi.

HERKES, HERHANGİ BİRİ’nin bu işi yapabileceğini düşünüyordu.

Ama HİÇ KİMSE, HERKESİ’in yapamayacağının farkında değildi.

Sonunda;

HERHANGİ BİRİ’nin yapabileceği bir işi, HİÇ KİMSE yapmadığı için, HERKES, BİRİSİ’ni suçladı.

(Her ikisi de alıntıdır)

Galata Kulesi...

Selamlar Blog Alemi
Geçenlerde kapısından dönmek zorunda kaldığımız Galata Kulesine gitmiş bulunmaktayız. :) Doğum günümde gittik Zehoşla. Bu yazıda sadece Galata Kulesi olucak ayrıntılar bir sonrakinde artık.


Gittiğimiz gün çok güneş olması nedeniyle çok iyi fotolar çıkmadı, ama yine de güzeldi tavsiye ederim gitmenizi. Bundan sonrası sadece fotolar konuşşsun ben susuyorum :) (Fotografları daha düzgün yayınlamak isterdim ama hepsi kendi alemindeler laf dinlemiyorlar ondan karışık oldu...)






























06.11.2009

Karaköy...

Selamlar Blog Alemi

Aslında yazıcak çok yazı var ama en tazesini yazalım. Salı günü benim bir işim oluduğu için Karaköy'e gitmem gerekiyordu. Fırsatı da değerlendirdik Zehoş'ta geldi. Karaköy'deki işimden hiç bahsetmeyeceğim bile çünkü sinir bozucu bir olaydı :) En ilginç olanı ise ayarlasak bu kadar olmayacak dediğim Bilge Adam'daki arkadaşımla karşılaştım. Özlemişiz birbirimizi yarım saat falan oturduk bol bol dedikodu yaptık :)



İşimin 5 dk içinde bitmesi (!) sonucu Zehoşla gezme planına girdik hemencicik. Ama ilk başta benim karnımı doyurmam gerekiyordu. Hemencicik bir yere yapıştık. Şans eseri gittiğimiz yerin teras katı boştu. Ohh miss gibi püfür püfür esiyordu ve de kimsenin olmamasından çok rahattık. Zehoş'un balığı gelmesi tam 45 dk sürdü! Bende bekledim bea yazık oldu bana :( Neyse ki çok şükür karnımızı doyurduk ama oradan kalktığımızda hala ben açtım. Dışarı çıkınca bir de simit falan mı alsam diye düşündüm neyse ki yürümeye başlayınca unuttum :p


Galata Kulesine gitmeye karar verdik. Yanına kadar gittik ama oradaki muazzam görüntüyü görünce diğer fotoğraf makinam olmadı için kendime çok kızdım. Onun için yukarı çıkmadık yani benim yüzümden çıkmadık. Çünkü yukarı çıkınca ben daha çok ahh ahhh diyecektim :) Ama en kısa zamanda gidicez Zehoş SÖZ...


Hep Eminönüne gidiyorduk ama ben Karaköy'ü daha çok sevdim. Sokakları daha bir güzeldi.









Geri dönüşte Kadıköy'de inmemiz gerekirken bir anda hadi Haydarpaşa da indik. Maksat değişiklik olsun. Yürüyerekte Kadıköy'e indik. Oradan da doğruca evlerimizeee :)




- Zehoş Kız Kulesi'ni de anlatıyım mııı? :p
- Bi de oturduğumuz yerin ismini okumanı da söyleyeyim miii? :p
Neysem şimdilik bu kadar sanırım. Diğer yazıları da sonra paylaşırız :)

Tin Ailesi...


Veee karşınızda Tin Ailesi...
Aile Fotoğrafı...


Aile üyelerini tek tek tanıyalım :)
Bu gördüğünüz köpekciğin adı SABAHATTİN :)
Aileye yeni katıldı. Abimlerin bu seneki yurt dışı gezisinden hediye :)



Bu minik kuzucuğun adı ise NURETTİN.
Yumak gibi insanın elinden bırakası gelmiyorrr :)
Bu da abimlerin Ankara gezisinden hediye...



Evet evet karşınızda ailenin ilk ferdi olan MUHİTTİN.
Muhittin doğum gününde aldığım hediyeydi. İsmini arkadaşlar koymuşlardı.


Bu horozcuğun adı da HAYRETTİN.

Bu fareciği de hepimiz tanıyoruz. Ratatouille filminin vazgeçilmezi...
Bu da abimin geçen seneki yurt dışı gezisinden hediye...
Adı ise FAHRETTİN...


Bu beyaz filciğin adı ise BAHATTİN...


Mecburiyetler ve Nefretlerle Dolu Yaşam…


Mecburiyetlerden nefret ediyorum… Başkalarının gönlü olsun diye mecbur bırakılmaktan da...


İstemediğin yerlere götürülmekten, herkesin gönlü olsun diye kendi benliğini etkileyen zihniyetten de nefret ediyorum


Kendi rahatını düşünürken benim hayatımı/rahatımı bozan şahıslardan başlı başına nefret ediyorum


Her şeye burnunu sokan kişilerden hayatımızı yönlendirmeye çalışarak huzurumu bozanlardan da nefret ediyorum


Robot olarak karşısındaki insanı kullanan kişilerden de nefret ediyorum


Gitmek istemediğimiz yere gitmemizin mecburi olduğunu düşünen şahıslardan nefret ediyorum… Ki kendilerinin de gitmesi gerekirken bunu tek taraflı düşünen kişilerden de nefret ediyorum


Nefret ettiğim kişilerin bunu okuyamamasına da gıcık oluyorum! … Okusalar da yine aynı olacaklarından yine nefret ediyorum


Nefret ettiğim daha çok şey var bu konu hakkında… Ama ben mecbur bırakıldığım bir yere gitmek için yola çıkıyorum…


Kabus gibi günlere merhaba demeye hazırlanıyorum(z)… Evet evet bundan da nefret ediyorum


Herkese de Hayırlı Bayramlar diyorum…

İzmit ...


Selamlar Blog Alemi...

Malumunuz üzere yine tembellik aşamasını çok uzatmışım... Aslında blogum 3 haftadır sorunluydu. Yorumlar kısmı falan açılmıyordu, ben herkeste öyle sanıyordum saftirik olarak sonradan hatanın benim blogda olduğunu öğrendim. Sonuç olarak şuan çok şükür düzeldi. :)

*****

Bu yazıda Haziran ayında (21.06.2009) yapmış olduğum İzmit gezisinden bahsediyim...

İzmit'e gitmemizin sebebi; üniversiteden arkadaşımız olan zat-ı muhterem Betül'ün yani Betüş'ün yaklaşık 2 senedir başımızın etini yemesidir... Sonuçta Zehoş'la gitmeye karar verdik. Sabahın köründe hangi trene binsek te erken gitsek diye kaç saat plan yaptık. Sonuçta 9 daki trenin en uygun olduğunu düşündük -ama kaç saat sonra- :)

Zehoş Hanımın ille seninle aynı istasyondan binelim trene demesi üzerine zaten macera başlamış oldu... Sabah gelmen zor olur geç kalırız falan filan dememe rağmen yok ille birlikte aynı yerden olsun dedi. Ki vazgeçirmek elden değil. Haliyle istasyon bana yakın olduğu için ulaşımım kolaydı. Ama yine de yaklaşık yarım saat önce istasyonda hazır bekliyordum. Biletlerimizi her ihtimale karşı alıp bekleyeyim ne olur ne olmaz diyerek oturdum, etrafımda koşturan insanları kulağımda müzik eşliğinde izlemeye devam ettim. Zehoş Hanıma da sürekli "Hangi duraktasın?" " Geç kalıcaksınnnnn! " gibi panik cümlelerini yollamazsam içim zaten rahat etmezdi :)


Zehoş'un otobüs şoforü ile muhabbete geçmesi, "Abii yetişir miyiz?" cümleleri sonucunda trenin gelmesine 2 dk kala geldimmmm diye mesaj attı. İşte can alıcı nokta burası! Koşarak yanına gittim çünkü bilmiyordu. Beni görmesiyle bastı çığlığııı.... "Koş Zehoş tren geldiii... Çekilinnn tren kaçıcak... Müsade eder misiniz yetişmemiz lazımmmmm..." diye alt geçitteki tüm kişilere çarpa çarpa çok şükür yetiştik... Yetişmiştik ama 15dk kendimize gelemedik. Trene kendimizi atar atmaz biraz nefes alıp öyle oturduk. Herkes uyurken biz gülme krizindeydik. Eminim biz trenden inince herkes Ohhhh Beee demiştir. :)

Ve ve ve sınav zamanlarında trenle okula giderken ki biletlerimizi Zehoş saklamıştı. Daha önce bir kaç tanesini hacılamıştım, evde duruyordu. Ama Zehoş cüzdanında taşıyormuş onlarında fotosu olmadan olmazdı :)


Ayrıca trende çok artistlik fotolarını çektim Zehoş'un, ama sır onlar :p Yakınlaşınca Betüş'e haber verdik az kaldı iniyoruz diye. Gel görelim ki biz İstanbul'dan geldik hanım kızımız evinden istasyona gelemedi!.. Neyse ki götürdüğü ferah yerde kahvaltı eşliğinde sohbet etmemiz sonucunda kendini affetmiş bulunmaktayız. Gerçi o kadar tabaktakini yedim mi? Tabii ki hayır! Çünkü benim kahvaltı saatim değildi... :(


Gelelim az İzmit'i anlatmaya... İzmit'in meşhur caddesinde (ki öyleydi diye hatırlıyorum) birazcık bana Sakarya'yı andırdı. Güzel bir şehir... Hele ki Çakma Boğaz Köprüsü olan Üst Geçitlerine bayıldım... Özellikle yürüyen merdivenin ve asansörün olması çok akıllıca... Takdir ettim. Keşke İstanbul'da da öyle olsa :) Mümkün olduğunca parklarının içinde küçük tahtadan köprüler vardı. Onlarda çok hoş duruyorları. Ne yazık ki biz hiç köprü görmemişiz gibi tüm fotolarda biz varız... Hiç tek küçük köprüleri çekmemişiz :(



Sahil kısmı da çok güzel ve sakindi. Genelde parklar var oturma alanlari, yeşillik... İnsanın içini açan cinsten :)) En azından ben beğendim...



Pazar günü olmasından dolayı dışarıdaki tüm masalarının dolu olup püfür püfür havada kahvaltı yapan kişilerle dolu olan Marina Cafe'ye gittik. Burası da tam kafa dinlenilecek yer... Ses yok, manzara var, ortam rahat... Hava sıcak olduğundan dolayı ve de kahvaltımızı yapmış olduğumuzdan dolayı sadece serinlemek bize yeticekti. Dumansız Hava Sahasını destekleyen biri olaraktan sadece şekil olarak güzel çıktığı için sigara fotografını yayınlıyorum. Yoksa ben karşıyım :) Bardakların fotosu da hoşuma gitti, sanatsal gibi olmuş oldan yer işgal edicekler :)





Bir gün sonra gitmiş olsaymışız fuar varmış. Şansımıza hazırlık aşamasındayken gittik. Ama kalabalık değildir bu konuda şanslıyız bence, rahat rahat gezdik... (İçeri giriş maceramızı anlatmayayın çünkü güvenlikteki adamı kekledik :p )



Fuarda lunapark vardı, oyy oyy süperdi. Hava çok sıcaktı yoksa çıkasım gelmezdi oradan :( Bir de lunaparkın içindeki çöp kutusunu çok sevdim. Ne kadar tatlı bir çöp kutusudur öyle :)Burada da küçük gölet (sanırım öyle bişi en azından tam olarak neydi bilemiyorum :S ) vardı. Yanı başında yürüyüş yerleri, çocuk parkı ve sessiz sakin oturup kendinizle kalabileceğiniz banklar...





Büyük bir alandı fuar alanı. Çadırlardan oluşan alışveriş bölümleri vardı. Güneşin vurmasıyla çadırın bu kadar basık, havasız ve aşırı sıcak olduğunu bilmiyordum. Aman Yarabbim o nasıl bir sıcaktırr? Ama sıcağı unuttuk çünkü içeride bir sürü ilgi çekiçek şeyler vardıı :)



İşte fuar alanında bir tane tek köprü çekmişiz. İşte bunlardan bir sürü varrrrr :)


Hatta küçük mekanlarda farklı aktiviteler bölümleri mevcuttu. Örneğin; karikatür, vs...


İzmit'e gitmişken alışveriş merkezine uğramadan gelmek ayıp olur diye orayıda keşfettik. Hangi mağaza olduğunu unuttum ama vitrinindeki bu çanta ve çiçek çok ilgimi çekti. Güzel bir dekor olmuş.



Sıcakta çok gezmemizden dolayı artık birazcık oturup dinlenmek ve son vakitleri geçirme vakti gelmişti. Yine sahilde bir sürü armut koltukların olduğu çay bahçesine gittik. En rahat koltuğa ben oturmuşum ne şanslıyım ama ikiside beynimin etini yedi! Hiç rahatımı bozar mıyım kardeşim, o kadar yürümüşüm yorulmuşum, rahat koltuğa oturmuşum, serin bir yerde oturuyorum daha ne istiyim ki :)


Son olarak klasikleşen ayakkabı fotomuzu ekleyeyim.


Epeyi uzun oldu ama idare edivericeksiniz. Başınızı şişirdik efenim :)

Efra & Erva Öyküsü


Efra ve Erva ilginç bir şekilde Efra'nın merakı üzerine tanışan iki kişidir. Efra'nın bu merakı sonucunda yavaş yavaş sohbete koyularak birbirlerini görmeden kaynaşmaya başlarlar...

İlk başta bu konuşmalar çekinerek devam eder... Efra ve Erva saklarlar kendilerine aitleri... Daha sonra farketmeden her gün konuşmaya başlarlar... Aylar geçer ve çekinerek karşılıklı alınan telefon ile görüşmeler başlar...

Artık iyice kaynaşılmıştır... Aileler de isimler dolaşmaya başlar... "Efra böyle yapmış", "Erva şunu dedi" cinsinde cümleler gün geçtikçe çoğalmaya başladı... Ve o büyük gün... İlk defa görüşecekleri o saatler... İki aile de de şüpheler vardır... Ya o değilse?? Aman dikkatli ol!!!.. Efra'nın ilk defa tarif edilerek gittiği yerdir... Bunlara rağmen kararlaştırılan saatte orada buluşulur... İlk heyecan, ilk karşılaşma, çekingenlik ve ilk sohbet....

Birinci, ikinci, üçüncü buluşma derken Efra ve Erva artık ayrılmak ikili olurlar... Sürekli birbirlerinden haberdar bir şekilde hayatlarına devam ederler... İkisi de okula gittiği için birbirlerine ders konusunda da moral verirler... Her sınavda karşılıklı dualar edilir... İyi dileklerde bulunulur...

Vakti gelir hiç umulmadık anda gülme krizlerine girerlerdi Efra ve Erva... Bilgisayar başında onları görenler "Yine mi siz gülüyorsunuz?" cümlelerini sarf ederlerdi... Her an birlikte planlar yapmakla geçerdi Efra ve Erva'nın... Üniversiteler ayrı, oturulan bölgeler ayrı ama her daim birlikteydi düşünceleri... Gündüz, gece, akşam, sabah hiç farketmiyordu Efra ve Erva için sürekli birbirlerine ulaşabiliyorlardı... Her mutluluğu her olayı anlatma sevinci vardı içlerinde... İlk birbirlerine duyurmak isterlerdi...

Efra ve Erva gün geçtikçe diğer okul arkadaşlarıyla birbirlerini tanıştırmaya başladılar... Sürekli buluşma planları yapıyorlardı... Her gün görüşseler yanlarına kârdı... Gün geçtikçe dostluk bağları kıskanılacak duruma geldi... "Maşallah, Aman nazar değmesin" cümleleri söylettirildi...

Bir sürü ortak noktaya sahipti Efra ve Erva... Karşılıklı şaşırma noktasına gelirdi bazı durumlarda... Her zorluk birlikte atlatılır olaylara hemen çözüm bulunur ve moraller düzeltilirdi... Efra ve Erva adeta birbirlerinin psikologu olmuşlardı ... Her kötüden bir iyi buluyorlardı... Böylelikle mutlu oluyorlardı...

Gönüllerde daha çok kişi ama artık 3 kişiydi Efra ve Erva... Artık gezilerine biri daha dahildi... Mutlulardı... Sürekli birlikte vakit geçirirlerdi... Erva'nın internet yasağına telefon yetişti... Artık Erva'ya sürekli telefondan mesaj atılırdı Efra tarafından... Bu sefer daha rahatlardı her zaman görüşebiliyorlardı... Efra ve Erva mutluydu yine...

Gel zaman git zaman tanışmaları 7 seneyi buldu... Efra ve Erva'nın daha çok hayali vardı geleceğe dair... Her seferinde tekrarlıyorlardı... 7 sene boyunca o kadar güzel şey paylaştılar ki, o süre zaafında belki de 3 kere ufak kırgınlıklar yaşadılar hemencicik düzelir cinsten...

Taa kii 2009'un başında başlayan ufak tatsızlık ile... Ufak tatsızlık belki de Efra'nın çok büyütmesi ya da Erva'nın olmayacak bir davranışı yapmasından dolayıydı... Karşılıklı soğukluk başladı... Erva'nın sevincini Efra ile en güzel sadece bir sefer yaşanılacak bir olayı paylaşmamasındandı tüm olay... Erva her seferinde bir bahane buluyordu görüşmelere dair... Okul en önemli faktördü... Sınavlar bitiyor, hastalık başlıyor, hastalık bitiyor misafirler geliyor, misafirler gidiyor başka olaylar çıkıyor... Sürekli bir bahane havaları esiyordu... Artık eskisi kadar görüşmüyordu o kıskanılan arkadaşlığa sahip olan Efra ve Erva... Her dakika görüşen kişiler artık 2-3 günde bir görüşmeye daha sonra haftada görüşmeye başladılar...

Efra ve Erva orta yolu bulmaya çalıştıkça bir türlü olmadı... Zorladılar kendilerini... Birazcık daha az görüşmeye başladılar... Artık sadece üçüncü arkadaş ile görüşülüyordu... Ancak ondan haber alınıyordu...

Gün geçtikçe karşılıklı bahaneler artmaya başladı... 1 ay boyunca hiç ama hiç görüşülmedi... En ufak bir mesaj bile atılmadı... Artık ne yaptıklarına dair hiçbir şeyden haberi yoktu... En sonunda Efra tarafından mesaj atıldı... Tartıştılar... Artik birbirlerine karşı kırıcı olmaya başladılar... Geçen güzel günlerin hatrına yavaştan konuşmayı bitirmeye başladı Erva... Bitirişi yaparken daha çok incitti Efra'yı...

Ve artık Efra ve Erva arasında bi bağ olmadığı ortaya çıktı... Karşılıklı incildiler, kırdılar... Ve de artık yollarını ayırdılar...

Özenilerek bakılan Efra ve Erva dostluğu olmayacak meseleler yüzünden son buldu...